height="600" src="http://www.flatcast.com/de/Player.aspx?sid=338122" width="800"> > < /div>

30 Nisan 2011 Cumartesi

Celtics- Heat Eşleşmesi

Serilere girerken, olasılıkları düşünürken, ortaya bazı senaryolar koyarken, tabii ki biraz normal sezon karşılaşmaları kadar geriye gitmek gerektiğini düşündüm. Sonra da biraz daha geriye gidip, LeBron James'in Celtics'ten ne kadar çektiği de aklıma geldi. Hazır yarın seri başlamadan biraz istatistik, biraz tarihsel özet ile bir ortaya karışık yapayım dedim.

Hatırlarsak James Cavs formasıyla da benzer maceralar yaşamıştı iki kere. Celtics 2008'de şampiyonluğa koşarken karşısına James ve ekibi çıkmıştı. James seri boyunca tavan ve taban yapan rakamlar gösterdi bize. Örneğin ilk maç, 12 sayı 10 top kaybı, altıncı maçta 32 sayı, yedinci maçta 45 sayı ile oynamıştı. Aynı maçta (yedinci maç) Pierce da kırklı sayıları geçmişti ve mükemmel bir düello izlemiştik. Geçen sezon ise, Cavs bu sefer Celtics'e altı maç dayanmıştı ve altıncı maçta da LeBron 27 sayı 19 ribaund ve 10 asist yapmıştı, fakat seri o maçla bitmişti. Hatta o maç James'in Cavs forması ile son maçı olmuştu, maçın çıkışında formayı çıkardıktan sonra gideceği konuşulmaya başlanmıştı. İşte oralardan geldi, şu an Heat takımıyla, bir yüzük macerasında daha Celtics karşısında. Üçüncü kez bunu deneyecek. Hatırlatayım, ne kral James, ne de D-Wade kariyerlerinde Celtics'i eleyemediler.

Celtics sezonu 3-1 önde kapadı Heat karşısında ve yedinci maçtaki ev saha avantajına sahip olacaklar (eğer oynanırsa). Gerçi ilk iki maç Miami'nin sezon başındaki karanlık zamanlarına denk geldi ama galibiyet galibiyettir. Heat de son maçı uçurum farkıyla kazandı. Bu seriye baktığımızda ise, Heat'in ilk beşi çok önemli, yani Chalmers-Bibby ve Anthony- Big Z (Ilgauskas) arasındaki seçimler takımın karakteri açısından çok etkili olacaktır. Bunun dışında da, üç sayılık isabet oranları da Celtics'e karşı %28 şeklinde idi. Ray Allen'ın  Knicks serisindeki referanslarına bakarsak, Heat'ın da üçlük olarak Celtics ile yarışabilmesi bu anlamda önemli.  Tabii Heat takımının maçın son dakikalarında, maç kazanacak şutları sokamamaları başlarına başka dertler açabilir. Maçlara da zaten iyi başlamıyorlar. Aradaki dönemde yakaladıkları serilerle maçı çeviriyor veya maça tutunuyorlar.  Celtics takımının tecrübesini ve maç sonlarında bunu nasıl kullandıklarını düşünürsek, demek istediğim ortaya çıkacaktır. Aklıma gelmişken bahsedeyim, Bosh da geçen seriyi çok iyi oynadı. Eğer sakatlıktan geri dönme ihtimali olan Haslem da dakikaları paylaşabilirse, Heat uzunları Celtics uzunlarını dengeler rotasyon derinliği açısından.

Boston'un avantajları ise, her zamanki gibi TD Garden, tecrübe ve savunma olacaktır. Pozisyon açısından bakarsak da Garnett- Bosh, Pierce- James, Allen- Wade gibi eşleşmeler çok başa baş görünüyor kağıt üzerinde. Perkins'ten sonra, yumuşak karnı pota altı olan  Celtics için bu sorun olabilir dememiz zor, çünkü Heat için aynı pozisyon içler acısı durumda sezon başından beri. Dampier'ın ilaç olacağını düşünmek de komik biraz (aklıma hep serbest atıştan yaptığı airball geliyor !). Kalan pozisyon da da Rondo farkıyla Celtics önde. Rondo geçen seride gerçekten çok iyi oynadı (19 sayı 12 asist ve 7.3 ribaund). Bu seride de böyle oynarsa, savunmada da etkin olursa (Rondo'nun LeBron savunması konusunda bakınız geçen seneki Cavs- Celtics eşleşmesi) ben Celtics'i birkaç adım önde görüyorum seride. Ayrıca sadece oyun kurucu değil, Allen çoğu zaman sezon içinde Wade'i deyim yerindeyse bitirmişti. Wade Celtics karşısında sezon içinde dört maçın toplamında 12.8 sayı ve %30'un altında isabet ile inanılmaz kötü oynadı. Şayet bir de Shaqtus takıma katılıp sağlam bir katkı yaparsa kısa süreli de olsa (dün çalışmalara katılmış biraz biraz) seri 4-2 Celtics lehine sonuçlanır diye düşünüyorum.

24 Nisan 2011 Pazar

NBA PLAY-OFF İLK TUR


NBA Play-off ilk tur serilerinde 3.ve 4. maçlar geride kalırken oluşan genel tabloyu bir gözden geçirelim. Benim açımdan özellikle maç sonuçlarında çok fazla sürpriz yaşanmadığını söyleyebilirim. Lakers’ın ilk maçta kendi sahasında Hornets’e yenilmesi, benim gibi serinin 4-0’la biteceğini düşünenler için şaşırtıcı oldu. Bir diğer sürpriz ise Chicago-Indiana serisinde gerçekleşti. Diğer serilerde ise aşağı-yukarı birbirine denk takımların mücadelesi vardı. Bu yüzden çıkacak hiçbir sonuç çok şaşırtıcı olmazdı zaten.Gelin şimdi tek tek serileri yorumlayalım.

Chicago-Indiana: (3-1) Maçlar başlamadan önce Bulls’un 1 maç verebileceğini düşünüyordum. Evet tahmin ettiğim gibi skor 3-1 ve seri Chicago’ya taşındı. Ancak Indiana’nın Bulls’u bu kadar zorlayacağını kimse ön görmemişti. Chicago’nun kazandığı 3 maç ortalama 5 sayı farklarla sona erdi ve özellikle ilk maçta Bulls’un maçı olağanüstü bir geri dönüşle kazandığını belirtmekte yarar var. Pacers’ın kazandığı tek maçta da ilk maçtakinden daha etkileyici bir geri dönüş yaptılar ancak bu sefer yeterli olmadı. Yani aslında 3-1 yerine bambaşka bir skorla karşılaşabilirdik. Play-off’a 8.sıradan giren bir takım karşısında bu kadar zorlanmalarının en önemli sebebi hücum. Savunmada hiçbir zaman geri adım atmadılar ve zaten genel karakterlerinde bu yok. Fakat hücumda tamamen D.Rose’un eline bakan bir takım haline geldiler. Rose elinden geldiğince bu yükü en iyi şekilde omuzluyor fakat kaybettikleri maçta olduğu gibi onun da yeterli olmadığı maçlar var kuşkusuz.Boozer’ın hücumda bir nebze Rose’u rahatlatması düşünülebilir fakat onun da özellikle play-off’lar söz konusuysa sorumluluktan kaçtığına çok kez şahit olduk. Seri 4-1 bitecektir fakat Chicago’nun en iyi ihtimalle konferans finaline yükseleceğini, daha ileriye gitmesinin mümkün olmadığını düşünüyorum.

Miami-Philadelphia: (3-0) Tüm eşleşmeler içinde üstünlüğün en net göze çarptığı seri buydu sanırım. Miami’nin bir sistem takımı olmadığını, oyuncu odaklı bir yapıya sahip olduğunu düşününce Heatles’ın şut sokamadığı bir gecede Sixers’ın bir galibiyet alabileceğini düşünmüştüm. Fakat özellikle Wade ve Lebron o kadar konsantre olmuşlar ki, bir an önce bu turu geçip yeni rakiplerini gözlerine kestirmek istiyorlar. Sixers’ın mücadelesine saygı duyarak serinin Piladelphia’da sonlanacağını düşünüyorum.

Orlando-Atlanta: (1-2) Geçen sene Orlando’nun süpürmesinden sonra bu sene de turu geçenin Magic olacağını düşünüyordum. Böyle tahmin etmemim sebebi Orlando’nun inanılmaz bir form düzeyine sahip olması değil, Atlanta’lı oyuncuların vurdumduymaz karakterleriydi. Ancak ilk maçı kaybeden Orlando’nun Howard’ın muhteşem performansına rağmen bu kadar kötü oynayacağını beklemiyordum. Hido dahil takımın dış oyuncularının şut isabetinde %30’ları dahi bulamayan performanslarıyla serinin 1-2 olması bile mucizevi. Tabii Atlanta’nın Howard’a yardım getirmeyip, Magic kısalarına boş alan bırakmamaları da bunda etkendi. Bu arada Stan Van Gundy’nin G.Arenas’a artık süre vermemeye başladığını da ekleyelim. Atlanta’da ise pek bir değişiklik olmadığını, yalnızca ilk maçta çok iyi şut soktuklarını söyleyelim. Howard dışındaki oyuncular kendilerini bulmadıkları sürece Orlando’nun işi çok zor.

New York-Boston: (0-3) Serinin skorunun 3-0 olması sizi yanıltmasın. Sanırım oluşan bu farkı kazanma alışkanlığı ve tecrübeyle açıklayabiliriz. İlk maçı Ray Allen’ın üçlüğüyle kazanmıştı Celtics. 2.maç da çok farklı olmadı ancak Rajon Rondo’nun geri dönüşü açısından çok önemliydi. New York’taki maçta ise 15 sayı 20 asist ve 11 rib’luk triple-double ile onu özleyenlere selamı çaktı genç oyuncu. Rondo bu takım için en önemli oyunculardan biri. Onun bu performansıyla bir umut ışığı doğdu Celticslilere. Knicks ise özellikle Carmelo ile seriye tutunmaya çalıştı ancak özellikle sahip oldukları dar rotasyon ellerini kollarını bağladı. Kuşkusuz serinin Boston’a taşınıp taşınmayacağı merakla bekleniyor.

L.A.Lakers-New Orleans Hornets: (2-1) Bahsettiğim gibi en önemli sürpriz bu eşleşmede yaşandı. D.West’in yokluğunda Lakers’ın Hornets’i süpürmesini bekleyenler hiç de azınlıkta değildi. Fakat ilk maçtan önce Kobe’nin seriyle ilgili yaptığı temkinli açıklama kafalarda soru işaretlerinin oluşmasına sebep olmuştu. Ancak Kobe de dahil hiç kimse Chris Paul’un ilk maçta bu denli olağanüstü bir performans sergileyeceğini tahmin edemezdi. Kendisi çok özel bir oyuncu fakat o maçta Lakers’ın ruhsuz oyununun da yardımıyla insanüstü istatistiklere imza attı ve maçı adeta tek başına aldı. Sonraki 2 maçta ise Lakers’ın biraz silkinmesi yeterli oldu. Öyle ki ilk maçta 109 sayı yiyen takım, kazandığı 2 maçta potasında ort. 82 sayı gördü. Özellikle Gasol’un artık kendine gelmesi şart Lakers adına. Son maçta biraz daha iyiydi. Serinin 4-1 bitmesi olası diye düşünüyorum.

Oklahoma City-Denver: (3-0) İki takım arasında çok büyük farkların olmadığını, yıldızlarının farkıyla Thunder’ın daha avantajlı olduğunu düşünüyordum. İlk 2 maç beni yanıltmadı ve Durant ile Westbrook’un müthiş oyunlarıyla fire vermediler. Ancak dün gece oynanan Denver’daki maç beni şaşırttı. Şalteri indirmek üzereyken J.R. Smith’in gayretleriyle az kalsın maçı uzatmaya götürüyordu Nuggets. Geniş bir rotasyonla mücadele ettiler fakat işte Play-off’larda lider faktörü de ön plana çıktı. Kadro içinde takımı yönetecek, liderlik edecek bir oyuncu da çıkaramadılar. Artık çok şanslarının kalmadığı ortada.

Portland-Dallas: (2-2) İlk turun en zevkli, en çekişmeli serisine eşitlik gelmiş durumda. Dallas’taki 2 maçı özellikle Kidd’in beklenmeyen ekstra şut performansıyla rahat kazandı Mavs. Peja Stojakovic’in de 2. maçta eski günlerden bir demet sunduğunu da hatırlatalım. Serinin 3.maçında Matthews’ın iyi performansıyla kazanan Portland olmuştu.  Blazers bu turun galibi olacaksa eğer, son maçtaki B.Roy’un müthiş geri dönüşü kesinlikle unutulmayacaktır. 3. çeyrekte bir ara 23 sayı geriye düşen Portland’da Roy, takımının moralinin sıfırlandığı dakikalarda tek başına oyuna ortak etti takımını. Roy’un olmadığı bir Blazers’ın şansının düşük olduğunu savunuyordum fakat Roy böyle oynarsa ki Dallas’ın Play-off sabıkasını da göz önünde bulundurursak Portland bir adım öne çıkıyor. Bekleyip göreceğiz.

San Antonio-Memphis: (1-2) İlk turun bir diğer zor eşleşmesi… Ginobili’nin yokluğunda ilk maçı kaybetti Spurs. Ev sahibi avantajı Memphis’te. Belki de ligin en iyi pota altı ikililerinden birine sahip olan Grizzlies, bu bölgede Gasol ve Randolph ile oldukça dominanttı. Memphis’în topa baskıda çok etkili olduğunu fakat dış şut konusunda zaafı olduğu bilinen bir gerçek. Fakat yeni kontrat imzalayan Zach Randolph bile dün gece son saniyelerde 3lük atarak takımına katkı sağladı. Rudy Gay’i ise ilk 3 maçta çok aramadılar. Ancak San Antonio’nun hala söyleyeceği söz olduğunu düşünüyorum. Gay gibi bir lider oyuncunun eksikliğini yaşayabilir Memphis. Kimin kazanacağını tahmin etmek çok zor fakat seri 7 maça uzayacak gibi gözüküyor.

22 Nisan 2011 Cuma

Play-Off Mevsimi- 2.Ligde Nefesler Tutuldu !!



Baharın gelmesiyle -ki daha bir belirtisini göremedik- basketbol liglerinde de play-off mevsimine girdik. Öncelikle kadınlar Euroleague şampiyonu belli oldu. Hemen ardından Unics Kazan güle oynaya Eurocup şampiyonu oldu. Benetton ve Sevilla'yi yanına yaklaştırmadı. Ülkemizde de Kadınlar Ligi play-offları oynandı. Beklenildiği üzere Galatasaray - Fenerbahçe finali yaşadık yine. Ev sahibi avantajını elinde bulunduran takım Galatasaray olsa da Fenerbahçe sezonun genelinde bekleneni veremeyen Horakova'dan aldığı katkıyla üst üste 6.kez şampiyon oldu. Bunun peşine Adriyatik Ligi'nde de final oynandı. İki ekol ülkenin temsilcisi Union Olimpia ( Slovenya) ve Partizan ( Sırbistan ) karşı karşıya geldi. Partizan çekişmeli geçen maçı kazanarak Adriyatik Ligi şampiyonluğuna ulaştı.

NBA play-offlarını zaten buradan da diğer kaynaklardan da rahatlıkla takip ediyorsunuz. Bence şimdilik hiç bir sürpriz yok. Önemli olan bir tur sonraki enteresan eşleşmelerde neler olacağı. 

Beko Basketbol Ligi'ne gelirsek, orada da son 2 haftaya girdik normal sezon için. Fenerbahçe liderliği Galatasaray 2.liği ve Antalya Büyükşehir Belediyesi 8. liği garantiledi. Arada kalan Banvit, Efes Pilsen, Beşiktaş, Karşıyaka ve Olin'in sıralamaları bu 2 haftalık performanslarıyla doğru orantılı olarak bir değişim gösterebilir. Ligde kalma mücadelesinde de Oyak Renault pes etti. Önümüzdeki sene tekrar yükselmenin planlarına giriştiler. Diğer düşecek takımı ise büyük ölçüde son hafta oynanacak Aliağa-Bornova maçı belirleyecek. Aliağa geçtiğimiz hafta içi oynanan maçta Türk Telekom'u zor da olsa yenerek Bornova'nın bir galibiyet önünde yer aldı. Ligin ilk yarısındaki maçı 70-64 kazanan Aliağa şu an kısmen daha avantajlı gözüküyor. Bu hafta da hedefsiz Trabzon'la oynayacakları düşünülürse bir sürpriz galibiyete daha imza atıp ligde kalmayı garantileyebilirler. 

Fazla etrafında dolandım anlatmak istediğim konunun ama şöyle kısa bir özet geçmek istedim. Esas dikkat çekmek istediğim, bildiğim, okuduğum ve gördüğüm kadarıyla size anlatmak istediğim bir play-off serüveni daha var. O da Türkiye Erkekler Basketbol İkinci Ligi. Belki çok ilginizi çeken bir lig olmayabilir ama çekişme, rekabet ve hatta kalite olarak çoğu Avrupa Ligi'nin birinci ligi kıvamında maçlar oynanıyor. Bunu en iyi de Olin Edirne'nin o karakterli ve sarsılmaz sisteminden anlayabilirsiniz. Ya da sezon içinde pek ellerinde olmayan sebeplerle git-geller yaşayan Trabzonspor'un zaman zaman oynadığı kaliteli basketboldan anlayabilirsiniz. 

İlk ayağı İstanbul'da diğer ayağı da Eskişehir'de lig usulü olarak oynanacak dörtlü finallere kalan takımlar: Genç Banvitliler, Hacettepe Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi ve Kepez Belediyesi.  Teker teker takımların buraya nasıl geldiklerini inceleyip size de bilgiler vermeye çalışalım.

Genç Banvitliler: Tahmin edeceğiniz gibi Banvit'in pilot takımı kıvamında 2.ligde yarışan Bandırma temsilcisi A grubunu sadece 3 mağlubiyet alarak lider bitirdi. Play-off ilk turunda Akhisar Belediyesi'ni zor da olsa 2-1'le  geçtikten sonra çeyrek finalde Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'yle eşleşen Genç Banvitliler ilk maçı 64-39 ( yazıyla otuz dokuz ) ikinci maçı da 78-70 kazanarak son dörde kalmayı başardı. Kadrosunda Ufuk Gürgen, Marko Kolaric, Erol Can Çinko, İzzet Türkyılmaz gibi oyuncuları barındıran Genç Banvitliler bakalım play-off'ta neler yapacak.

Hacettepe Üniversitesi: Normal sezonu 6 mağlubiyet alarak B Grubu'nda ikinci olarak bitiren Hacettepe Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi maçında yaşananlardan dolayı hem bazı maçlarını seyircisiz oynadı hem de Dearman gibi çok değerli bir yabancılarını birkaç maç kullanamadı. Play-off ilk turunda Pertevniyal'le eşleşmek Hacettepe için ciddi bir test oldu birinci lige çıkma yolunda. Çünkü karşılarında ligin en genç fakat bir o kadarda dinamik, tempolu takımı vardı. İlk maçı Ankara'da rahat kazanmayı başardılar. Fakat ikinci maçta - bende salondaydım- Pertevniyal geriye düşmesine rağmen çok iyi geri geldi ve öne geçti. Maçın sonunda ise Hacettepe tecrübesini ortaya koyarak 65-64 kazanarak çeyrek finale çıktı. Çeyrek finalde karşılarında yine çok güçlü bir ekip vardı; Vestel. İlk maçı bir sayıyla kazanan Hacettepe deplasmanda rakibine mağlup oldu. Sezonun tamam ya da devam maçını kazanan Ankara temsilcisi kendini dörtlü finallere attı. Kadrosunda Önder Külçebaş, Özgür Adıgüzel, Derya Yannier, Kerem Öztoprak, Onur Altınmakas gibi yerlilerin yanında çoğu takımın sahip olamadığı kalitede Dearman ve Kenny Adeleke gibi yabancıları bulunduran Hacettepe'de tek hedef  lige çıkmak.

Selçuk Üniversitesi: Hikayesi en enteresan takım sanırım Selçuk Üniversitesi. Onlar birinci lige fazlasıyla alışık bir takım aslında. Sene başında da bu hedef doğrultusunda bir kadro kurdular. Fakat işler düzgün gitmeyince seri antrenör değişikliklerine başvurdular. Son durakları ise Halil Üner oldu.Sezonu B Grubu'nda 5.sırada bitiren Selçuk Üniversitesi doğal olarak hiçbir seriye saha avantajıyla çıkamadı. İlk turda Uşak Üniversitesi'ni iki maçta rahat geçen Selçuk, çeyrek finalde ise bu sezonun en güçlü takımıyla karşı karşıya geldi. Optimum Ted Ankara Kolejliler bütçesiyle, yabancılarıyla, tecrübeli koçu Hakan Yavuz'la lige çıkmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan bir ekipti. Ankara'da oynanan ilk maç müthiş çekişmeli gitti ve Selçuk Üniversitesi buradan altın değerinde bir galibiyet çıkardı. Konya'daki maç ise uzun yıllar unutulmayacak türdendi. Bir ara farkı 19 sayıya kadar çıkartan Optimum Ted bu farkı maç sonuna kadar koruyamadı. Müthiş bir geri dönüş gerçekleştiren Halil Üner'in öğrencileri antrenörlerinin herkesce malum olan " şapkadan tavşan çıkarma" geleneğine yardımcı oldular ve son 4'e kaldılar. Kadrolarındaki oyuncuları soracak olursanız çoğu için bunların 2.ligde ne işi var diyebilirsiniz: Caner Şentürk, Fırat Aydemir, Murat Yolcu, Alican Güney, Cihad Şahin, Azizcan Özdemi ve yabancıları Brian Boddicker.

Kepez Belediye: Şu 3 takımdan çok farklı bakıyorum açıkçası Kepez'e. Bu yüzden onlarla ilgili taraflı yazacağım şimdiden söyliyim. Çünkü diğer takımlar çok ciddi bütçelerle kurulmuş, arkalarında sağlam destekler bulunan, sezon içi yaşanan herhangi bir sıkıntıya rahatlıkla çözümler üretip gerekirse antrenörü gerekirse yabancıyı değiştirebilmiş takımlar. Kepez Belediye'nin onlardan farkı tabir-i caizse veresiye kurulmuş bir takım olmaları. Yani herhangi bir bütçe üzerinden değil, biz takımı kuralım nasılsa idare ederiz mantığıyla kurulmuş bir takım. Bu yüzden sene içinde çok büyük sıkıntılar çektiler, oyuncular aylarca paralarını alamadı. Sahada oturma eylemi yaptılar, antremanları boykot ettiler vs vs vs. Ama koçları Aziz Demir'in müthiş özverisi ve yerli oyuncuların toparlayıcı özelliklerine Marcus Hall gibi müthiş bir skorer eklenince buralara kadar geldiler. Normal sezonu B Grubu'nda üçüncü bitirip Final Gençlik'le eşleştiler. Onları eledikten sonra çeyrek finaldeki rakipleri ise benim takip etmekten çok keyif aldığım ligin bir diğer pilot takımı Genç Telekom'du. İki maçı da zorlanmasına rağmen kazanan Kepez dörtlü finali bekliyor. Açıkçası bende onlarla bekliyorum. Kadrolarına gelirsek eğer , Erhan Yetim, Cihan Amasyalı, Altay Özgürancı, Gürol Karamahmut ve Marcus Hall önemli oyuncuları.

Evet 4 takımı da kendi bilgim ve ilgim dahilinde incelemeye çalıştım. Maçlar 29-30 Nisan-1 Mayıs tarihlerinde Abdi İpekçi, rövanşlarıda 6-7-8 Mayıs tarihlerinde Eskişehir'de olacak. Ben iki ayağı da izleyeceğim. Müthiş keyifli maçlar olacak. Şimdiden renk veriyim. Bir Kepez taraftarı olacağım ve onların lige çıkacağına yürekten inanıyorum. Diğer lige çıkan takım ise benim fikrime göre Selçuk Üniversitesi olacaktır. 

Tüm takımlara başarılar. Gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

Kevin Love En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu!


Minnesota Timberwolves’un genç yıldızı Kevin Love kuşkusuz bu seneye damgasını vuran oyunculardan biriydi. Bu seneki diğer normal sezon ödüllerinde olduğu gibi “En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu” ödülünde de sonuç apaçık ortadaydı. 22 yaşındaki Love 20.2 sayı 15.2 ribaunt ortalamalarıyla tamamladı sezonu. Geçen sezonki 14.0 sayı 11.0 ribauntluk ortalamalarını göz önünde bulundurduğumuzda kendini fazlasıyla geliştirdiğini söyleyebiliriz. Tabii 6. adam rolünden sıyrılıp ilk 5’e yerleştiğini ve dakikalarının da arttığını belirtmekte yarar var. Özellikle 15 ribaunt ortalama yapmak gerçekten çok etkileyici fakat bunun dışında bahsedilmesi gereken birçok başarısı vardı Love’un. Onlardan biri 53 maç art arda double-double yaparak yaklaşık 30 yıllık bir rekoru tarihe gömmesiydi. Bir diğer rekor ise Kasım’daki Knicks maçında yaptığı 31 sayı 31 rib ile 1982’de Moses Malone’un 30 sayı 30 ribaunt’undan sonra bu barajı geçmeyi başaran ilk oyuncu olmasıydı.

Rakamlar muhteşem fakat Kevin Love’un yalnızca 17 galibiyet alabilen lig sonuncusu Minnesota takımında forma giydiğini de unutmamak gerekiyor. T-Wolves’un çoğu maçı henüz 2.çeyrekte koptu ve genellikle o noktadan sonra rakip takımlar oyunu rölantide tutup, diğer maçlarda şans bulamayan oyuncularına dakika verdiler. Bu sebepten Love’un istatistiklerinin çok gerçekçi olmadığıyla ilgili haklı görüşler ortaya atılıyor. Eğer başka bir takımda forma giyseydi belki bu rakamlara ulaşamayacaktı. Bu bilinmez fakat ligin sonuncusunda oynuyor olması onun suçu değil ve bu durum onun değerini düşürmüyor. Sonuçta 30 yıllık rekorları kıran bir oyuncudan bahsediyoruz ve T-Wolves da bu 30 yılın en kötü takımı değil. Bu süreçte birçok başarısız takım oldu, rakipleri oyunu rölantide tuttular fakat bu takımların hiçbir oyuncusu bu istatistiklere yaklaşamadı bile. Yeteneğinin üstüne bir şeyler koymasını bilen, çalışkan bir oyuncu kendisi. Açıkçası Kevin Love’un etrafına kurulacak iyi bir takımla göstereceği performansı sabırsızlıkla bekleyenlerdenim.  

21 Nisan 2011 Perşembe

Lamar Odom En İyi Altıncı Adam


Herkesçe beklendiği gibi bu ödülün sahibi Lakers’ın 31 yaşındaki yıldızı Odom oldu. Lakers tarihinde bu ödülü ilk kazanan unvanına kavuşan Lamar Odom, bu sezon kariyer rekoru olan %53 şut yüzdesi ile 14.4 sayı, 8.7 ribaunt ve 3 asist ortalamalarıyla oynadı. Bu ödülü kazanabilmek için en önemli şart, oyuncunun kenardan geldiği maç sayısının ilk 5 çıktığı maç sayısından fazla olması. Odom bu sene Lakers’ta Bynum’ın artık adet haline gelen sakatlıkları sayesinde 35 maçta ilk 5 oynarken, 47 maçta da takımına kenardan katkı yaptı. Daha çok kenardan gelmesine rağmen bana kalırsa Lakers’ın en önemli oyuncularından biri kendisi. Boyuna rağmen çok iyi bir tekniğe sahip olması ve zaman zaman topu hücum alanına onun getirmesi, dışarıdan yüzdeli şut atması, iyi bir ribauntçu olması, bencil olmaması ve takım için her şeyini ortaya koyması onu fazlasıyla özel kılan unsurlar. Fakat bu kadar özel bir oyuncunun yeteri kadar takdir görmediği de ortada. Düşünün ki, 31 yaşındaki Odom henüz All-Star gururunu yaşayamadı.

Ödülün verildiği törende Odom gözyaşlarına hakim olamamış ve “Burada olmasını çok istediğim birkaç kişi vardı” demiş. Odom’un 12 yaşında annesini, 2006 yılında da 6 aylık bebeğini kaybettiğini hatırlatmakta fayda var. Odom’un Kim Kardashian’ın kardeşi Khloe ile evli olması ve evlilik hayatlarıyla ilgili bir reality show’da oynaması onu iyice göz önünde tuttu. Lamar Odom, bu durumun performansını etkileyeceğine dair şüphelere en güzel yanıtı da bu ödülle vermiş oldu sanırım. Kim Kardashian’ın erkek arkadaşı, Nets’de forma giyen Kris Humphries’in de bu sezon performansını oldukça yükseltmiş olduğunu göz önünde bulundurursak, takım yönetimlerinin Kardashian kardeşlerle birer plaket! armağan etmeleri yerinde olacaktır. 

Dwight Howard Yılın En İyi Savunmacısı


NBA’de play-off’lar sürerken normal sezonun en iyileri de ödüllerini almaya devam ediyor. Atlanta’ya karşı ilk 2 maçta olağanüstü istatistiklere imza atan Dwight Howard, “Yılın en iyi savunmacısı” ödülünün sahibi oldu. Üst üste 3.kez bu onura ulaşan süper yıldız, 4 kez bu ödülü kazanmış Dikembe Mutombo ve Ben Wallace’ın hemen ardından geliyor. 26 yaşındaki Howard’ın önümüzdeki birkaç yılda bu oyuncuları rahatlıkla geride bırakacağını söyleyebiliriz. Şüphesiz ki bu sezon yaptıklarıyla ödülü en çok hak eden isim Howard idi. Savunma düzeyi için kıstas alınan ribaunt, blok ve top çalma kategorilerinde çok yüksek bir performansı olduğu ortada. Öyle ki 14.1 ribaunt 2.4 blok ve 1.4 top çalma ortalamalarıyla bitirdi sezonu ve hepsinde üst sıralardaydı. Rakamların etkileyici oluşu çok doğru fakat Howard’ın ne kadar önemli bir savunmacı olduğunu gösteren asıl unsur takımdaki rolü. Orlando’nun ilk 5’inde yer alan oyuncuların hepsi belli bir düzeyde savunma işini kotarıyor fakat hiçbiri sadece savunmasıyla öne çıkmış isimler değil. Yani Howard’ın adeta tek başına Orlando’yu iyi savunma yapan bir ekip haline getirdiğini söyleyebiliriz. Takım için en önemli soru işaretlerinden biri de, play-off’larda rakibin en önemli silahını savunacak oyuncu eksikliğiydi. İşte Howard’ın savunmasının ne kadar yeterli olacağı, zor rakiplere karşı bu zaafın ortaya çıkıp çıkmayacağı da merak konusu.

17 Nisan 2011 Pazar

Bakın Bakın Burada Yıldızlar Yetişiyor !!



Bu yazıyı bir kaynak falan kullanmadan, tamamıyla içten gelerek yazacağım. Blogla dertleşmek gibi de görülebilir aslında. Bugün Pertevniyal-Fenerbahçe genç erkekler maçındaydım. İlk maçı da seyretme şansım olmuştu. O maçı kısaca özetlemem gerekirse ; müthiş keyifli geçen maçı Fenerbahçe Erbil-Kerem ikilisinin üstün oyunuyla 92-84 kazanmıştı. İki takım zaten bu ligin çok üstünde takımlar. Pertevniyal'de oynayan oyuncuların yaklaşık 6-7 tanesi A takımla 2.ligde de mücadele ediyor ve play-off oynamayı başardılar. Fenerbahçe'de ise Erbil Eroğlu, Kerem Hotiç ve Berkay Candan A takımla antremanlara çıkıyorlar, kadroya giriyorlar, çok nadir de olsa forma şansı buluyorlar. Bu bahsettiğim yaklaşık 10 genç zaten kulüplerinin üstüne planlar kurduğu oyuncular. 

İşin özüne gelirsek,iki takımda sezon boyunca başka bir maçı kaybetmedikleri için bu maç final niteliğindeydi. Pertevniyal 9 ve daha üstü farkla kazanırsa şampiyon olacaktı; diğer sonuçlarda Fenerbahçe'yi şampiyonluğa ulaştıracaktı. Günler öncesinden bu maçı bekleyip bütün planlarımı ( bkz.Grup Yorum Konseri ) iptal etmeme de değecek bir maç olacağını düşlüyordum.Salona girip, maçı takip edicek abilerimin yanına oturana kadar da aynı heyecanı taşıyordum. Fakat öğrendim ki, Fenerbahçe Ülker hafta içi ligde Galatasaray'la çok önemli bir maça çıkacağı için bu güne çift idman koymuş ve sakatlıklardan dolayı antreman sıkntısı çektiği için Erbil-Kerem-Berkay üçlüsünü idmanlara çağırmış. Güney'in de yokluğu düşünülürse Fenerbahçe Ülker klasik ilk 5'inden sadece Oğuzhan Turan'la sahaya çıkıp, takımın geri kalanını Yıldız Takım oyuncularından kurması doğaldı. Takımlar salona geldiğinde benim garibime giden olay şöyle gerçekleşti. Erbil-Kerem-Berkay üçlüsü salona gelmiş fakat Spahija izin vermediği için oynamayacaklarmış. Hafta içi forma giymeyecekleri neredeyse garanti olan bu gençlerin, yıllardır beraber ter akıttığı arkadaşlarıyla bir şampiyonluk yaşamasına engel olmak benim spor anlayışıma sığmaz. Elbette Spahija her şeyi düşünmek zorunda. Üçünden biri sakatlanrsa antremanda da sıkıntılar çekilecek vs. ama bu çocuklar salona kadar gelebiliyorsa belirli sürelerle de olsa oynamalılardı.

Maçla ve Pertevniyal'le ilgili de söylenecekler var tabi ki. Öncelikle Pertevniyal takımı sürekli bir arada oynamanın avantajını her fırsatta görüyor. Hücumun sıkıştığı anlarda neler yapmaları gerektiğini çok iyi biliyorlar. Ramazan gibi bu ligin çok üstünde, 2.lig sertliğini yiyen bir pivotları, Burakcan Yıldızlı gibi bence 3 numarada çok daha faydalı olabilecek, atletik, düzgün şut atan, pota altı hücum varyasyonları çok alan bir yıldız adayları, Yiğit Can Vardal gibi benim bu kategorilerde çok nadir gördüğüm atletizmin son noktalarında, gayet soğukkanlı bir oyuncuları var. Bu oyuncuları  değerlendirme konusunda da övgüsü bile bana düşmeyecek kadar usta Tamer Oyguç ve Menderes Gümüşdal gibi iki antrenörleri var. Maçın başından sonuna kadar skor üstünlüğünü hiç bırakmadı Pertevniyal ve maçı da kazanarak İstanbul Şampiyonu oldu. Hepsine gönülden tebrikler. 

Yazıyı bir soruyla bitirmek istiyorum. Türkiye Şampiyonası Trabzon'da gerçekleştirilecek bu sene ve Erbil-Kerem-Berkay üçlüsünün bu kategorideki son seneleri. Şampiyonanın oynanacağı dönemlerde Fenerbahçe Ülker'de play-off mücadelesi içinde olacak. Yönetim bu oyuncuları son altyapı senelerinde Türkiye Şampiyonası'na gönderecek mi göndermeyecek mi ? Bakıp göreceğiz.

2011 Draft’ı Üzerine

Hazır NCAA Finali üzerinden çok geçmemişken, birkaç oyuncu üzerinden draft öngörülerimi aktarmak istiyorum sizlere.  Enes ile ilgili bir şeyler de söyleyeceğim elbette.
Draft New Jersey’de 23 Haziran’da yapılacak diye planlanıyor. Planlanıyor diyorum, çünkü olası bir sezn iptalinin neleri engelleyeceği hala öngörülemez durumda. Tabii ki bu oyunun merkezinde oyuncular var, oyuncusuz hiçbir şey olmaz, fakat bir ertelenme söz konusu olabilir.
Direkt olarak Enes’ten başlayayım. Enes drafta gireceğini zaten açıklamıştı bildiğimiz gibi. Kenctucky Üniversitesinden drafta katılacak oyuncumuz geçen sene Fenerbahçe’den 33.000 doların altında maddi katkı aldığını kanıtlayamamış olduğu için bu sene Kentucky’nin elenmesini bençten izlemekle yetindi. Okuduklarıma göre Enes ile Utah ciddi ciddi ilgileniyor. Hatta o kadar ki, bahsedeyim. İlk turda Jazz’in ilk 15 içerisinde olan iki seçme hakkından ilkinin ilk beş içinde olması bekleniyor. Jazz da büyük ihtimalle bu hakkını Enes’ten yana kullanacak. Cavs veya Raptors da bu konuda ikinci birer aday olabilirler.
O’nun dışında benim Avrupa’daki favori oyuncularım Mirotic ve Vesely de drafta girdikleri takdirde ilk turdan seçileceklerdir büyük ihtimalle.  İkisi de birer sene daha kalıp bir Euroleague Final Four’undan sonra giderseler onlar için daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Amerika’da da ilk 10’da seçilmeye yakın oyuncular:  Brandon Knight, Kyrie Irving, Kemba Walker, Nolan Smith, Derrick Williams ve Alec Burks. Bu oyuncuların guard özellikli olmaları bir tesadüf değil,  zaten iyi oyuncuların çoğu guard pozisyonunda yoğunlaşmış. Sonuç olarak da diyelim ki bu draft o kadar da çok yıldız çıkaramayacak gibi.

16 Nisan 2011 Cumartesi

Bulls-Pacers Serisine Bakışım ve İstatistikler


Serinin ve Playoffların başlamasına dakikalar kala, ben de düşüncelerimi aktarayım dedim. Bulls sezon içi performansı ile bakıldığında, önceden kötü başlasa da, şampiyon gibi, ya da en azından şampiyonluk beklentileri ile salona ayak basacak. Sezon içindeki maçlarda 3-1’lik Bulls üstünlüğü var. Salonda Rodman da maçı izlemeye gelmiş. Serinin geneline bakacak olursak, ben Pacers’ın ilk iki maçı kaybettikten sonra bir maçı çalabileceğini düşünüyorum, yoksa zaten 4-0 olacaktır. Ama benim tahminim 4-1 biteceği yönünde. Çünkü Bulls’tan herkes bayağı bir emin gözüküyor fakat, uzun zamandır NBA Finallerini görememekteler. Bu yüzden tecrübe eksikleri sorun olabilir. Ayrıca, bu sezon içinde Rose’u MVP yapacak olan Bulls’un birincilik hikayesi, normal sezon ile birlikte bitti. O senaryo çok etkiliydi, o kadar ki şöyle ifade edeyim: Bir takımla ilk sezonunda en çok maç kazanan koç rekoru Suns ile Westphal’a ait 62 maç ile. Tom Thibodeau ve ekibi bunu egale etti, fakat o başka bir hikayeydi. Şimdi ise asıl oyuncuların sahne alma vakti geldi. Tabii ki Pacers sorun yaratmayacaktır, fakat ilerisi için konuşuyorum. 
Diğer yandan ise, Pacers çok dengesiz bir takım, Granger bir maç 5/7 üçlük isabeti ile 28 sayı bulabilir de, 5 top kaybı 2/12 saha içi isabetiyle kenarda da oturabilir. Benzer bir durum da Hibbert ve faul problemi için geçerli. Bir de McRoberts var tabii ki. O da neredeyse her gece highlight reel’ların bir parçası, bazen inanılmaz smaçlar basıyor bazen de kendisini paspas olurken izledik. O kadar bir dengesizlik çökmüş bu takıma. Ayrıca onlar da 5 sezondur playoff görememiş bir takım durumundalar.
Dediklerimi bir de rakamlarla anlatayım. Bulls’un maçıları ve serileri ikinci çeyrekte ve son çeyreğin başında kazanacaklarını düşünüyorum. Çünkü yedek ağırlıklı beş, diğer takımın yedek beşlerine veya as şutörlerine potayı iğne deliğine çeviriyor. Rose, Brewer, Deng, Gibson ve (gururumuz) Ömer beşi, savunmada 48 dakikaya vurulduğunda rakibe sadece 83 sayı şansı tanıyıp 113 sayı atıyorlar. 30 sayılık inanılmaz bir fark var.  Noah’lı Boozer’lı beş ise 120 ofans sayısı ile en iyi hücum beşi.
İndiana’da ise, savunmanın adeta belini kıran bir isim var. Rush. Rush sahada iken, Pacers’ta kim parkeye çıkarsa çıksın takım ortalama 110 sayı yiyor. Ofansif olarak da, konsantre bir Dunleavy, Granger ve Collison’a ihtiyaçları var.

Blake gibi...


Norm MacDonald, ilginç kıyafetleri ve mimikleriyle bildiğim komedyen, bu bölümde Blake Griffin'in kılığına girmek için makyözüne gidiyor. Ve Antrenmana çıkıp üstün (!) bir performans sergiliyor.. İlginizi çekeceğini düşünüyorum. DeAndre Jordan da içinde (lakabı DJ). Daha ilerisini veya arkadaşlıklarını merak edenlere http://www.youtube.com/watch?v=DoN53kD-1BU .Spoiler olduğunu düşünmeyin, fakat tahmin edersiniz ki, burada sonuç hüsran..