height="600" src="http://www.flatcast.com/de/Player.aspx?sid=338122" width="800"> > < /div>

2 Mayıs 2011 Pazartesi

"Ne Kadar Da Kötü Bir Spor Ülkesiyiz" Demeyen Bizden Değildir

Türkiye Basketbol İkinci Ligi'nde dörtlü finaller öncesi bir yazı yazıp, elimden geldiğince bir ön bilgi vermeye çalışmıştım. Turnuva başladı ve birbirinden keyifli, tadına doyulmaz maçlar oynandı. Ben  turnuvanın organizasyon sıkıntılarını, genel eleştirilerini yapıp biraz canınızı sıkıp, lanet olsun bu ülkede yapılan spora dedirteceğim size.

Öncelikle turnuvanın bir TBF TV harici bir yayını olmaması, turnuva tarihi aylar önceden belliyken, hiç bir tanıtım yapılmaması, maç saatlerinin 2 gün önce açıklanması, belki de bu yüzden iddaa bültenine girememesi turnuva öncesi sıkıntılardı. Çünkü iddaa bültenine girmek veya TV yayını kulüpler için çok önemli gelirler ifade ediyor. Düşünün ki iddaa programına giren her basketbol takımı kaybetse bile 40 Bin Lira para kazanıyor.

İlk gün heyecanıyla salona gittiğimde elbette 10 bin kişi beklemiyordum karşımda. Maçlar saat 17.00'de başlayacaktı ve ben 16.00 gibi salondaydım. Tam biletimi verip girmeyi düşünürken bir sürprizle karşılaştım. O da daha içeri seyirci alımının başlanmamış olmasıydı. Maçın başlamasına 1 saat kala hem de turnuvanın ilk gününde kapıların açılmamış olmasını ise görev bölümü,toplantı,temizlik gibi çok komik sebeplerle açıkladılar.

Günün ilk maçında yaşananlar ise tam bir fiyaskoydu. Kepez Belediyesi-Selçuk Üniversitesi maçının devre arasında, salona girdiklerinden beri birbirlerine ağır küfür eden iki takımın taraftar grupları birbirine girdi. Biz kapı da didik didik aranırken, bir Kepezli taraftar içeri bıçak sokmayı başarmış ki etrafa çok rahatlıkla sallayabildi. Salonda polis yoktu, güvenlik görevlileri de az sayıda olunca kavgayı ayırmak güç oldu. Polis daha sonra salona geldi ve tampon bölge oluşturdu. Maç çıkışında da kavgalar devam etmiş, Selçuklu taraftarla Kepez'in takım otobüsünü taşlamış.

İkinci günde yaşanan olaylar bambaşka konular içeriyordu. Çünkü ilk günkü olaylardan ders alınmış olacak ki salonda yoğun polis önlemi vardı. İkinci günün olayı ise, kimin içeri alınıp kimin alınmayacağı konusundaydı. Evet bende kapıda şahit oldum, hakem kartlarıyla falan içeri girilmeye çalıştığına. Bunlara önlem de almak önemli. Çünkü elinizdeki bir malı pazarlamanız gerekiyor fakat bu pazarlamayı yaparken 25 yıllık antrenör Murat Özyer'i antrenörlük kartıyla içeri almamak, salona girerken kendisini ayakkabısına kadar aramak ayıptır, izansızlıktır. O kadar basketboldan uzak insanlar görev yaptı ki Yalçın Granit'i aramaya kalkan görevliler oldu. Ama aynı salonda devre arasında taraftarlar bu sefer kantin bölümünde birbirine girdi.

Sezon içinde yaşanan kavgadan dolayı bütün maç "Hacettepe köpeğine" diye tezahürat yapan Selçuklu taraftarlara ise herhangi bir uyarı veya anons gelmedi. Diyeceksiniz ki, neler neler söyleniyor buna anons mu gerekir? Ama hatırlatırım ki Galatasaray taraftarları "Turgay Demirel İstifa" diye bağırdıkları için 2 defa anons yapıldı geçtiğimiz hafta. Hangisinin düzeyli bir protesto, hangisinin hakaret içerdiğini de size bırakıyorum.

Hacettepe Üniversitesi- Selçuk Üniversitesi maçında da saha içinde oyuncular gerginlikler yaşadı. Tribünleri tahrik edecek hareketler de oldu ama tam maç olaysız bitti derken bu sefer soyunma odalarının olduğu bölümde iki takım oyuncuları olay çıkarmış. Hacettepe cephesinin iddiası şu; Selçuklu birkaç oyuncu küfür etmişler, karşılık bulamayınca da iyice hırslanıp soyunma odasını basmak istemişler. Hacettepe yöneticileri de soyunma odasının kapısını kitleyip olaya karışmamış. Selçuk cephesinin iddiası da , maç bitip soyunma odasına giderken zaten moral bozukluğu da üstümüzdeyken, Hacettepeli oyuncular ağır küfürler ettiler. Biz de bunun üstüne tepki gösterdik. Artık hangisi doğru hangisi yanlış iki tarafın vicdanına kalıyor.

Gelelim üçüncü ve İstanbul ayağının son gününe. Bugün artık herşeyin zıvanadan çıktığı bir gündü. Turnuvada kritik maçlar vardı bu yüzden her takımın taraftar sayısı diğer günlere göre daha fazlaydı. Kapılar maç başlamadan 20 dakika önce açıldığı için bütün takımların taraftarlarını görme fırsatımız oldu. Selçuk taraftarlarının bazıları ( Üniversiteden gelmeyenler ) otobüslerden inemediler, çünkü o kadar sarhoşlardı ki önlerini göremiyorlardı. Dışarıda yine Kepez taraftarlarıyla karşılaşıp kısa süreli kavga etmeleri artık turnuvanın şanından sayıldığı için yine anlatmıyorum. Salona girişler yine gecikti ve kimi alacakları kimi almayacakları konusunda yaşanan sıkıntılara bir çözüm bulamadılar. Son gün yepyeni bir uygulama geldi, o da bozuk paraları toplamak.

Polis önlemleri üst düzeydeydi. Maçlar art arda olduğu için kim nerede oturacak, nasıl giriş-çıkış yapacak belirlenmişti. Bu yüzden taraftar bazlı bir sorun çıkmadı. Sorun büyük ölçüde saha içindeydi. Son haftaların en tartışmalı hakemi Engin Kennerman Genç Banvitliler-Selçuk Üniversitesi maçının baş hakemiydi. Yine verdiği, vermediği kararlarla, oyunculara ve antrenörlere tutumuyla bütün antipatikliğini gösterdi. Faulü yanlış oyuncuya yazıldığına itiraz eden Ahmet Gürgen'e abartmıyorum bir fırçası vardı ki ben oturduğum yerde utandım.

Evet bu 3 günde yaşanan ne kadar kötü, ruh sıkıcı, bu ülkede spor yapmanın, izlemenin ne kadar çirkin bir şey olabileceğini anlattım. Ama bir sonraki yazımı izlerken emin olun ki bu kadar şeye rağmen biz böyle oyuncular ve oyunlar çıkartabiliyorsak önümüz çok açıktır diyeceksiniz, seni temin ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme